MOTORLU ARAÇ İŞLETİLMESİNDEN DOĞAN ZARARLARDAN İŞLETEN VE ARAÇ İŞLETİCİSİNİN BAĞLI OLDUĞU TEŞEBBÜS SAHİBİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU

Av. Ufuk DİKBAŞ

BİRİNCİ BÖLÜM

§ 1 TEMEL KAVRAMLAR

I. MOTURLU ARAÇ

Karayolları Trafik Kanunun da (KTK) motorlu araç kavramının doğrudan bir tanımı yapılmamıştır. Buna karşılık, İsviçre Karayolları Trafik Kanunu’nun motorlu araç tanımı açıktır:“Bu yasa anlamında motorlu araç, kendi itici gücüyle karada raya bağlı olmadan gidebilen her araçtır (Yılmaz, H. 2014 ).

II. TAŞIT

KTK m.3’te Taşıt “Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlardır. Bunlardan makine gücü ile yürütülenlere motorlu taşıt, insan ve hayvan gücü ile yürütülenlere ise motorsuz taşıt denir" şeklinde tanımlanmıştır.

III. RÖMORK VE ÇEKİLEN ARAÇLAR

KTK m.3’te Römork “Motorlu araçla çekilen insan ve yük taşımak için imal edilmiş motorsuz taşıttır” şeklinde tanımlanmıştır.

IV. KARAYOLU

KTK m.3’te Karayolu “Trafik için, kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlardır” şeklinde tanımlanmıştır.

V. ARAÇ

KTK m.3’te Araç “Karayolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adıdır” şeklinde tanımlanmıştır.

VI. İŞLETEN

KTK m.3’te İşleten “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehini gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse bu kimse işleten sayılır” şeklinde tarif edilir.

A) Gerçek İşleten

KTK da Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehini gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişiler maddi olarak sayılarak gerçek işleten olarak kabul edilir.

B) Farazi İşleten

Kanun, gerçek işleten olmadıkları halde bazı kişileri farazi işleten saymış ve bunları da meydana gelen zarardan gerçek işleten gibi sorumlu tutmuştur. Burada bazı kimselerin “işleten yerine”, “işleten gibi” sorumlulukları söz konusudur. Bunlar; motorlu araçla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüslerin sahipleri, yarış düzenleyicileri, devlet ve diğer kamu tüzel kişileri, bir motorlu aracı çalan ve gasp edenleridir (Eren, F. 2016 ).

§ 2 MOTORLU ARAÇ İŞLETİLMESİNDEN DOĞAN SORUMLULUĞUN TARİHSEL GELİŞİMİ

Motorlu araçların yaygınlaşması toplumlarda bu alanda da yasal düzenlemeler yapma gereği doğurmuştur. Türk hukuk sisteminde ise Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununda genel kurallar ve sözleşme sorumluluğu gibi nedenlere dayalı olarak düzenlemeler yapılmıştır.

Türk hukuk sisteminde karayolları ile ilgi olarak ilk özel yasal düzenlemeler ise 03.04.1930 tarihli 1580 sayılı Belediye Kanunu, 11.05.1953 tarihli 6085 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve bu kanunu yürürlükten kaldırarak yürürlüğe giren 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu bulunmaktadır.

§ 3 MOTORLU ARAÇ İŞLETİLMESİNDEN DOĞAN SORUMLULUĞUN HUKUKİ NİTELİĞİ

I. İŞLETİLME HALİNDE OLAN ARAÇLAR

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu , “İşleten ve teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu” başlığını taşıyan 85’nci maddesinde, ana kural olarak kusursuz sorumluluk (sebep sorumluluğu), istisna olarak kusur sorumluluğu ilkelerine yer vermiştir (Eren, F. 2016 ).

Bu bağlamda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, işleten ve teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğunu tehlike sorumluluğu olarak kabul etmiştir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85’nci maddesinde “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.” denilerek işleten veya teşebbüs sahibinin herhalde sonuçlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir.

İşleten veya teşebbüs sahibinin kusurlu veya kusursuz oluşu sorumluluğa etki etmeyecektir. Karayolları Trafik Kanunun öngördüğü sorumluluk ilkesi, Borçlar Kanunundaki kusur sorumluluğu ilkesine oranla özel bir sorumluluk türü olduğundan, tehlike sorumluluğu ile kusur sorumluluğu aynı işleten veya teşebbüs sahibinin şahsında birleştiği zaman, işleten veya teşebbüs sahibi, tehlike sorumluluğuna tabi olur1. Bununla birlikte, aracın işletilmesinden doğan zararların tazmininde işleten veya teşebbüs sahibinin ayrıca kusuru da varsa, bu kusur, ek kusur sayılır işleten veya teşebbüs sahibini, KTK m. 86’ya göre sorumluluktan kurtulma imkanından yoksun kılar2.

KTK m. 85//1’e göre; işleten veya teşebbüs sahibinin sorumluluğu, objektif özen ödevinin ihlaline özen sorumluluğunda değildir. Bu itibarla, işleten veya teşebbüs sahibi, sürücü veya araç üzerinde bakım ve denetim yönünden her türlü özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etse bile, zarar aracın işletilmesinden doğduğu takdirde, o bundan sorumludur3. Araç işletenin sorumluluğunun dayanağı tehlike sorumluluğu olduğuna göre, yasa koyucu böyle bir tehlikeyi aracın işletilme halinde olması için öngörmüştür4. Yasa koyucu bu halde kaza anında aracın işletilme halinde olmasını işleten veya teşebbüs sahibini sorumlu kılmak için yeterli görmektedir.

II. İŞLETİLMEYE HALİNDE OLMAYAN ARAÇLAR

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85’nci maddesinde “İşletilme halinde olmayan motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulması için, zarar görenin kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir.” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Aracın işletilmesinden doğmayan zararlardan dolayı Kanun, işleteni, kazanın veya zararın oluşum tarzına göre ya özen (olağan sebep) sorumluluğuna ya da kusur sorumluluğuna tabi tutmuştur5. Zarar gören kişi, araç işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kazanın oluşumunda kusurunu veya araçtaki bir bozukluğun kazaya neden olduğunu kanıtlarsa işleten doğan zarardan sorumlu tutulabilecektir6. Bu halde işletenin kusurlu olduğunu veya özen sorumluluğunu yerine getirmediğini ispat etmekle mükellef olan zarar görendedir.

III. KTK’da YER ALAN DİĞER BAZI DURUMLAR

1. Sorumluluk Türleri

KTK, çağdaş eğilimi yansıtan tehlike sorumluluğundan en yalın kusur sorumluluğuna kadar, tüm sorumluluk türlerini sergileyen bir yasadır. Motorlu araç işletenin sorumluluğu, tehlike sorumluluğu olarak düzenlenmiştir. Ancak, tehlike sorumluluğu yanında, olağan kusursuz sorumluluk ile kusur sorumluluğuna da yer verilmiştir. Dahası, işletenlerin uğradığı zararlar başka, üçüncü kişilerin uğradığı zararlar başka sorumlulara bağlanmıştır. Buna bir de KTK kapsamı dışında kalan zararlar eklenirse, sorumluluk türlerinin, sözleşme sorumluluğuna kadar uzanan çok zengin bir görünümü ortaya çıkar7. Bu anlamda KTK’da meydana gelen kazadan kaynaklanan sorumluğun türlerine göre farklı sorumluluk türlerinin uygulanmasına olanak sağlamıştır. Duruma göre kusurlu sorumluluk yada kusursuz sorumluluğun türleri olan Olağan Kusursuz Sorumluluğun veya Tehlike Sorumluluğunun uygulanmasını olanak tanımıştır. KTK, TBK ve TTK’na göre daha özel bir kanun olduğundan sorumlulukların yarışması halinde usul düzenlemelerine göre KTK’nın öngördüğü sorumluluk türlerine öncelik tanınmalıdır.

a) Kusurlu Sorumluluk

Kusur, sorumluluğun vazgeçilmez şartıdır. Kast ve ihmal şeklinde olabilir. Failin kusuru yoksa meydana gelen zarardan sorumluluğu da yoktur. Bu nedenle, beklenmeyen (umulmayan) hallerden kaynaklanan zararlara zarar gören (mağdur) katlanır. Zira söz konusu hallerde faile herhangi bir kusur yüklenemez. Kusura dayanan haksız fiil sorumluluğu için , “sübjektif sorumluluk”, “kusur sorumluluğu”, “dar anlamda haksız fiil sorumluluğu” gibi ifadeler de kullanılır. Borçlar Kanunun 49. ve devamı maddelerinde esas itibariyle bu tip bir sorumluluk düzenlenmiştir8.

Borçlar Kanunu 49 uncu maddesinin “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu zararı gidermekle yükümlüdür.” şeklindeki düzenlenmesinde, kusurlu sorumluluktan bahis edilebilinmesi için öncelikle hukuka aykırı bir fiilin olması gerekir bu fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa dahi yasa ahlaka aykırı fiilleride aynı kapsamda değerlendirmiştir. Fiilin hukuka veya hukuka aykırı olmasa dahi ahlaka aykırılığı halinin yanında, zararın meydana gelmesini ve zarar ile yasanın öngördüğü fiil arasında nedensellik bağınında kurulması gerekliliğini aramaktadır.

b) Kusursuz Sorumluluk

Hakız fiil sorumluluğunda kural, kusur sorumluluğudur. BK. m.49 hükmü, bunu açık bir biçimde haksız fiilin unsurlarından birinin kusur olduğunu belirterek ortaya koymuştur. Buna göre, kusur yoksa haksız fiilin diğer unsurları bulunsa bile sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Kural bu olmakla birlikte, bazı sosyal düşünceler ve hakkaniyet gerekleri, doğan zarar nedeniyle kusuru bulunmayan bazı kişilerin sorumlu tutulmalarını gerektirmiştir. Bu nedenle yasa koyucu zararın doğumunda kusuru bulunmayan bazı kişilerin de bundan sorumlu tutulmalarını kabul etmiştir. Kusuru bulunmadığı halde doğan zarardan sorumlu tutulmaya “ Kusursuz Sorumluluk” adı verilir9.

Yeni Türk Borçlar Kanununda , “Kusursuz Sorumluluk” başlığı altında (TBK md.65-71) sırasıyla I-Hakkaniyet sorumluluğuna, II-Özen sorumluluğuna ve III-Tehlike sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler yer almıştır. ‘‘Özen sorumluluğu” kapsamında “adam çalıştıranın sorumluluğu”, “ hayvan bulunduranların sorumluluğu” ve “yapı malikinin sorumluluğu” ayrı ayrı hükme bağlanmıştır. TBK m. 71’de “Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme” başlığı altında yer alan düzenleme, bir zarardan “kusursuz sorumluluk” açısından özel önem taşıyan yeni bir maddedir. Türk Medeni Kanunu’nda da bir zarardan kusursuz sorumluluğa ilişkin maddeler vardır. MK md. 369’da “Ev başkanlarının”, MK md.730’da “Taşınmaz malikinin”, MK md.1007’de “Tapu sicilinin tutulmasından devletin” kusursuzluk sorumluluğu düzenlenmiştir. Karayolları Trafik Kanunun da ise 85 nci maddede “Motorlu Araç İşleteni veya Araç İşleticisinin” sorumluluğu da bu bağlamda kusursuz sorumluluk halleri arasında düzenlenmiştir.

1. Olağan Kusursuz Sorumluluk

“Olağan Kusursuz Sorumluluğu” Türk Borçlar Kanununda “Özen Sorumluluğu” başlığı altında düzenlenmiştir. Adam çalıştıranın sorumluluğu, Hayvan Tutucusunun Sorumluluğu, Yapı Malikinin sorumluluğu bu sorumluluk hallerindendir. 9.8.1983 tarih ve 2872 sayılı Çevre Kanunu, çevreyi kirleterek başkalarına zarar verenlerin sorumluluğunu da kusursuz sorumluluk olarak düzenlenmiştir (ÇK. M.28/I)10. TMK m.369’da Ev Başkanının Sorumluluğu ile TMK m. 730’da ise Taşınmaz Malikinin Sorumluluğu diğer Olağan Kusursuz Sorumluluk halleri arasında gösterilmektedir.

Özen sorumluluğu hallerini düzenleyen TBK.m.66,67,69 ve TMK m.369,730, sorumlu kişiye sorumluluğun kaynaklandığı kişi veya şey üzerinde bir denetim ya da gözetim ödevi yüklemiştir11. Taşınmaz Malikinin Sorumluluğu ve Yapı Malikinin Sorumluluğu hallerinde kurtuluş kanıtı getirme imkânı sorumluluk sahiplerine tanınmamışken diğer hallerde gerekli dikkat ve özeni gösterdiğini yönünde kurtuluş kanıtı getiren sorumluluk sahipleri sorumluluktan kurtulabilmektedir.

2. Tehlike Sorumluluğu

818 Sayılı Borçlar Kanunumuzda tehlike sorumluluğuna ilişkin genel bir hüküm bulunmamaktaydı. Yeni Borçlar kanunumuz olan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 71.maddesi ile ilk defa tehlike sorumluluğu hukukumuzda genel bir sorumluluk hükmüyle düzenlenmiştir. Kenar başlığı “Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme” olan bu maddenin 1.fıkrasında, sorumluluğun sebebi şu şekilde gösterilmiştir ‘‘Önemli ölücü de tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur12. Yasa bu hükmüyle hukukumuzda “tehlike esasına dayanan genel bir kusursuz sorumluluk” halini kabul etmiştir. Aynı maddenin 3.fıkrasında “Belirli bir tehlike hali için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır” hükmü ile buradaki tehlike sorumluluğun genel olduğu, özel tehlike sorumluluğu hallerinin bulunduğu, bu durumda özel tehlike sorumluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir13.

İKİNCİ BÖLÜM

SORUMLULUĞUN ŞARTLARI

§ 4 İŞLETİLME HALİNDEKİ ARAÇLARDA SORUMLULUĞUN ŞARTLARI MOTORLU ARAÇ İŞLETİLME HALİNDE OLMALI

I. MOTORLU ARAÇ İŞLETİLME HALİNDE OLMALI

KTK 85/1 anlamında işletme, garaj işletmesi, akaryakıt işletmesi gibi ekonomik bir kavram değildir. İşletme, teknik temele dayanan ve özellikle aracın hareketiyle ilgili mekanik bir kavramdır. Bu nedenle, işletme (işletilme) kavramının tam bir tanımını yapmak oldukça güçtür. İşletme kavramını açıklayan üç görüş vardır; Trafiğe çıkarma görüşü, makine tekniği görüşü ve işletmeye özgü tehlike (işletme tehlikesi) görüşü14 bu görüşler içerisinde Türk Hukuk Sisteminde kabul gören İşletmeye özgü tehlike (işletme tehlikesi) görüşüdür.

KTK 85/I’ deki işletme kavramı, motorlu araç işletilmesinin yarattığı kendine özgü tehlike olarak yorumlanmalıdır. Motorlu araca özgü tehlike ya da işletme tehlikesi, yalnızca ya da daha çok motorlu araçlarda görülen tehlike demektir. Motor gücüyle hareket eden bir araç, herzaman işletme tehlikesi taşır ve dolayısıyla işletme halindedir. Ayrıca, motor gücünün araç üzerinde etkili olduğu ya da aracın motor, far, korna gibi aksamının hareketle ilgili olarak kullanıldığı durumlarda da KTK anlamında işletilme söz konusudur15.

Bu durumda aracın işletilmesi halinin varlığı her somut olay için ayrı ayrı değerlendirilmeli, işletilme durumu olup olmadığı tartışılmalıdır. Örneğin motoru çalışmayan bir motorlu araç kayarak zarara neden olabileceği gibi motoru çalışırken ve hareket halindeyken de zarara neden olabilir. Onun için işletilme halinin varlığını somutlaştırmak sahikiyle hareket edilmesi, kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmesi anlamını taşıyacaktır.

II. KAZA

KTK 3’de Trafik kazası “ Karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve zararla sonuçlanmış olaydır.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu anlamda işletenin sorumlu olması için kanun koyucu bazı unsurların bir arada gerçekleşmesini öngörmektedir. Öncelikle kazanın karayolunda gerçekleşmesi, bir veya birden fazla aracın karışması ile kişiye veya başkaca zararlara neden olması gerekmektedir.

Bu itibarla kaza, zarar görenin maddi kişilik değerleriyle yanında taşıdığı bagaj vs. gibi malvarlığı değerlerine yabancı, dış bir olay sonucu meydana gelmelidir. Bu unsur, sebebini, vücut içinde, zarar görenin beden ve ruh yapısında veya eşyanın özünde bulan ve aniden gerçekleşecek zarara neden olan iç olaylara karşı çizilmiş bir sınır görevi yapmaktadır16.

Kazanın ikinci unsuru anilik unsurudur17. Ancak, anilik, olayın mutlaka çok kısa bir zaman süresi içinde örneğin, bir kaç saniyede gerçekleşmesi anlamına da gelmez18.

Kazanın üçüncü unsuru, bunun istenilmeyen bir olay olmasıdır. Buradaki istememe, işleten yönünden değil, zarar gören yönündendir. Esasen işletenin kazayı isteyip istememesi, kusur sorunuyla ilgili olup, bu nedenle o, kazaya ister kasten ister ihmali ister kusursuz bir davranışla sebep olsun, sonuç değişmez19.

Kanundaki tanıma göre, kazaya sebep olan araç veya araçlardan birinin mutlaka hareket halinde olması gerekir. Zifiri karanlıkta yol kenarına park etmiş bir araca bir hayvan veya yürüyen insanın çarpması, araç hareket halinde olmadığı için kaza niteliği taşımaz20. KTK’ da motorlu araç kavramının doğrudan bir tanımı yapılmamıştır. Buna karşılık, İsviçre Karayolları Trafik Kanunu’nun motorlu araç tanımı açıktır: “Bu yasa anlamında motorlu araç, kendi itici gücüyle karada raya bağlı olmadan gidebilen her araçtır (İKTK 7/I)21 şeklinde tanımlanmıştır. Bu bağlamda olayın trafik kazası kapsamında değerlendirilebilinmesi için aracın kendi itici gücüyle birlikte hareket edebilmesi unsurunu bir arada ararken, olayın kara parçasında raya bağlı olmadan gerçekleşmesi koşulunu da aramaktadır.

Karayolu kavramını dar anlamda yorumlamamak gerekir. KTK m.3’te Karayolu; “Trafik için, kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlar” olarak tanımlanmıştır.

KTK m.2’de de bu Kanunun karayolunda uygulanacağı hükme bağlandıktan sonra, aksine hüküm bulunmadığı hallerde, karayolu dışındaki alanlardan, kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerlerin, erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da bu kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Görüleceği üzere kanun koyucu bazı yerleri somutlaştırarak kanunun kapsama alanını belirlerken “karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar’’ diyerek, madde metninde somutlaştırılmasada kamuya açık olanların karayolu kapsamında değerlendirilmesini talep etmektedir.

Yargıtay tüm bu sebeplerle somutlaştırılarak belirlenen alanlar dışında kalan ihtilafa konu alanların keşif yapılarak kamuya açık olup olmadığının tespit edilmesini kamuya açık ise trafik kazası kapsamında değerlendirilmesi husunda görüşlerde bulunmuştur.

Yüksek mahkeme bir kararında “Kazanın, fabrika alanında olduğu, olayın meydana geldiği yere ilişkin olarak zabıtaca basit kroki düzenlendiği sabittir. Bu durum karşısında, mahkemece davalı sigorta şirketi vekilinin savunması üzerinde durulup, gerektiğinde mahallinde keşif yapılarak kazanın meydana geldiği yerin karayolu sayılıp sayılmayacağı, rizikonun trafik sigortası kapsamında olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.”22 demektedir.

Nitekim Yargıtay’ın bu yöndeki kararlarının tamamında keşif yapılarak kamuya açık olup olmadığı kriterinin tespit edilmesi ancak tespitten sonra karar verilmesi gerektiği belirtilmektedir. Dolayısıyla her hadise her mahalin kamunun yararlanmasına açık olmayan alan olup olmadığı somut olayın uzman kişilerce incelenmesi ile tespit edilebilir.

III. ZARAR

KTK. gereğince işletenin sorumlu tutulabilmesi için, motorlu aracın işletilmesi nedeniyle bir zararın doğması gerekir. KTK md.85’e göre bir motorlu aracın işletilmesi “bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa” işleten sorumlu tutulacaktır. Maddenin bu ifadesi ilk bakışta, araç işletenin, aracın işletilmesi nedeniyle doğan bütün zararlardan (şeye ve şahsa ilişkin; maddi ve manevi) sorumlu olduğu kanısını uyandırmaktadır. Ancak diğer maddelerin incelenmesinden KTK’nın bütün zararları kapsamadığı ve bu nedenle md.85’in kapsamının o kadar geniş olmadığı anlaşılır23.

KTK kapsamına giren zararların bir özelliği yoktur. Zarar ve giderim konusunda, KTK 90 ile yollama gereği, Borçlar Kanununun haksız eyleme ilişkin kuralları uygulanır24.

IV. NEDENSELLİK BAĞI

A) Uygun Nedensellik Bağı

Zarar ile motorlu araç arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Motorlu aracın işletilmesi veya işletilme halinde olmayan bir aracın sebep olduğu kazada işletenin ya da eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusuru yahut araçtaki bozukluk veyahut kazadan sonraki yardım fiili, gerçekleşen zararın uygun sebebi, meydana gelen zarar da bu sebeplerin uygun sonucu olmalıdır. Dolaylı illiyette yeterlidir. Örneğin motorlu araç, ışığı veya gürültüsü ya da aniden görünmesiyle bir insanı korkutmuş veya bir hayvanı ürkütmüşse, bundan bir zarar doğduğu takdirde, illiyet bağı gerçekleşmiş olur25.

Zarar gören kişi, zararın işletilme halinde olmayan araçtaki bozukluktan ya da işletenin kusurlu davranışından kaynaklandığını kanıtlayarak bunun tazminini isteyebilir26.

Burada, illiyet bağıyla ilgili olması nedeniyle yeni KTK md.85/f.III ile getirilen yeni bir hükme de değinmemiz gerekir: Bu maddeyle getirilen yeni hükme göre, araç işleten, aracın katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarına katılan kişinin bu sırada uğradığı zararlardan da kusursuz olarak sorunlu tutulmaktadır. İşletenin bu nedenle sorumlu tutulabilmesi için, meydana gelen kazadan sorumlu tutulması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yapılması yeterlidir. Bu yönüyle işletenin bu nedenden sorumluluğu da bir tehlike sorumluluğudur27. Bu koşullar varsa, araç işleten kişi, meydana gelen kazayla doğrudan doğruya illiyet bağı içinde olmayan zararlardan da sorumlu tutulmaktadır28. Kazadan sonra, kaza yapan aracın kurtarma faaliyetlerine katılanların zarar görmesi, yaralıların kazadan sonra hastaneye götürülürken yeni bir kaza olması hallerinde başkaca zararların doğması, işleten ile ilgili doğrudan doğruya illiyet bağı olmayan zararlardan da işletenin sorumlu kılınmasına yönelik olarak örnek olarak gösterilebilir.

B) Nedensellik Bağının Kesilmesi

1. Genel Olarak

KTK.m.86’da, “İşleten veya teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.” şeklinde düzenlenmiştir.

KTK md.86’da illiyet bağını kesen üç sebep öngörülmüştür. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusurudur29.

2. Şartları

a) Nedensellik Bağını Kesen Sebeplerden Biri Gerçekleşmiş Olmalı

KTK.m.85 araç işleteninin kazadan doğan zararlardan hangi hallerde sorumlu kılınacağı hususunu düzenlemiştir. KTK m.86’da illiyet bağını kesen sebepler içerisinde sayılan mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru koşulunun gerçekleştiği işleten tarafından ispat edildiği takdirde işleten sorumluluktan kurtulur.

O halde, motorlu bir aracın işletilmesinden doğan zarardan araç işleten hiç kusuru olmasa dahi sorumlu tutulacaktır. İşletenin kusurlu olup olmaması sorumluluğu üzerinde hiçbir etkiye sahip değildir. Onun sorumluluktan kurtulabilmesinin bir tek yolu vardır İ a da, KTK md.86’daki kurtuluş kanıtını getirmesidir. Buna göre, araç işletenin sorumlu tutulabilmesi için 86.maddede öngörülen hallerden birini kanıtlayamaması gerekir30.

İlliyet bağını kesen sebepler içerisinde sayılan mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru hallerinin haricinde birde özel kurtuluş sebepleri vardır. Bu durumlar haricinde çalınan veya araç işleteninin izni dışında kullanılan araçlardaki sorumlulukta ve hatır taşımalarında veya aracın hatır için kullanılması hallerindeki sorumlulukta özel kurtuluş sebepleri olarak kabul edilmektedir.

KTK 107’de “ Bir motorlu aracı çalan veya gasbeden kimse işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunu bilen veya gereken özen gösterildiği takdirde öğrenebilecek durumda olan aracın sürücüsü de onunla birlikte müteselsilen sorumludur. İşleten, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerden birinin, aracın çalınmasında veya gasbedilmesinde kusurlu olmadığını ispat ederse, sorumlu tutulamaz. İşleten, sorumlu olduğu durumlarda diğer sorumlulara rücu edebilir. Aracın çalındığını veya gasbedildiğini bilerek binen yolculara karşı sorumluluk, genel hükümlere tabidir.” şeklinde düzenlenmiştir.

İşleten aracın çalınma veya gasbedilmesinde kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını kanıtlayamazsa sorumluluktan kurtulamaz. Bu durumda işletenle birlikte çalan veya gasbeden kişi KTK.md.87 gereğince müteselsilen sorumlu tutulmalıdır31.

Hatır taşımacılığı hususu ise KTK’nun 87.maddesinde düzenlenmiştir. KTK’nun 87.maddesinde “Yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir. Zarar görenin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında araçta taşınan eşyanın uğradığı zararlardan dolayı işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu da genel hükümlere tabidir.” şeklinde düzenleme yaparak, yasa koyucu hatır için taşıma veya aracın hatır için kullandırması durumlarında işleteni tamamen sorumluluktan kurtarmamakla birlikte genel hükümler çerçevesinde sorumluluğun değerlendirilmesinin yapılmasını sağlamıştır.

Bu hükme göre, hatır için bedava taşınan ya da hatır için aracı bedava kullanan kişi ölmüş ya da yaralanmış ise, araç işleten KTK’na göre tehlike sorumluluğu ilkesi gereğince kusursuz olarak değil; BK’nun kusur sorumluluğuyla ilgili genel hükümlerine göre sorumlu tutulacaktır. Bunun sonucu olarak, araç işleten, kazanın doğumunda kusuru bulunmadığını kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilecektir32.

KTK m. 87/f.II hatır taşımacılığı ve hatır için araç kullandırmada ki esası bir trafik kazasında zarar görenin beraberindeki bagaj ve benzeri eşya dışındaki eşya taşımacılığında da aynen kabul etmiştir. Buna göre, araç işletenin motorlu araçla taşınan eşyaların uğradığı zararlardan sorumluluğu da BK’nun sorumlulukla ilgili genel hükümlerine tabidir. İşleten kazanın oluşmasında kendisi için kusurun olmadığını kanıtlayarak, eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişiler için de BK md. 66’daki (eski BK md.55) kurtuluş kanıtını getirmek suretiyle sorumluluktan kurtulabilecektir33.

b) Araç İşleteni Bazı Hususları Birlikte İspat Etmiş Olmalı

KTK, işletenin sorumluluğunu bir tehlike sorumluluğu olarak düzenlediğinden, kazanın doğumunda kusuru ya da araçta hiç bir bozukluk bulunmadığını kanıtlamak, sorumluluktan kurtulmayı sağlamaz. İşleten, bu iki halden biri dışında doğan zararla, aracın işletilmesi arasındaki ilişkide illiyet bağını kesen bir sebebin (mücbir sebep, üçüncü kişinin veya zarar görenin ağır kusuru) varlığını da kanıtlamak zorundadır. Bir başka ifadeyle, ne tek başına kusursuzluğun ve aracın sağlamlığının, ne de tek başına illiyet bağını kesen sebebin varlığını kanıtlamak sorumluluktan kurtulmak için yeterlidir. Ancak, bu iki hususun birlikte kanıtlanması sorumluluktan kurtulmak mümkün olacaktır34.

§ 5 İŞLETİLME HALİNDE OLMAYAN ARAÇLARDA SORUMLULUĞUN ŞARTLARI

İşletme halinde olmayan motorlu aracın neden olduğu trafik kazasından doğan sorumluluk (KTK 85/III) tamamlayıcı (ikincil) niteliktedir. Bu sorumluluk yalnızca işletme kavramına girmeyen kazalarda uygulanabilir. Bir başka deyişle, KTK/85/I’in uygulandığı yerde KTK 85/III uygulanamaz35.

İşletilme halinde olmayan bir aracın sebep olduğu zarardan yalnız araç işleteni sorumlu olup, araç işleticisinin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu söz konusu değildir36.

KTK 85/III “İşletilme halinde olmayan bir motorlu aracın neden olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın oluşumunda işleten ya da eylemlerinden sorumlu olduğu kişilere ilişkin bir kusurunun varlığını ya da araçtaki bozukluğun kazaya neden kanıtlaması gerekir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Sorumluluğun koşulları işletenin ya da yardımcı kişilerin kusur ya da araçtaki bozukluk göz önüne alındığında, KTK 85/III’ün zarar gören açısından önemli bir değişiklik getirdiği söylenemez. Bir kere kazanın oluşumunda işletenin kusuru varsa, zarar gören BK 49’a dayanarak zararın giderilmesini ileri sürebilir. Kaza yardımcı kişinin eyleminden doğmuşsa, KTK 85/III’e göre, kusurun kanıtlanması gerekir. Oysa BK 66’da kusur, sorumluluğun koşulu değildir. Yardımcı kişinin zarara neden olması yeterlidir. Buna karşılık KTK 85/III’de işletene kurtuluş kanıtı getirme olanağı tanınmamıştır. Bir tek araçtaki bozukluk bakımından KTK’nın öngördüğü sorumluluk daha kapsamlıdır. Araçtaki sorumluluk kusura dayanmasa ya da üçüncü kişinin eyleminden kaynaklanmış olsa bile işleten sorumludur37.

KTK.m.85/IV’de, zarara, kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarının neden olunmasından dolayı işletenin ve araç işleticisi teşebbüs sahibin sorumluluğu hususu düzenlenmiştir. KTK.m85/IV “İşleten ve araç işletici teşebbüs sahibi, hakimin takdirine göre kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı yardım edenin maruz kaldığı zararlardan sorumlu tutulabilir. Ancak, bu durumda işletici teşebbüs sahibinin sorumlu kullanabilinmesi için, kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara ya da kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılması gerekir.” denmektedir.

KTK m. 85/IV, hem işletme kazasından hem de işletilme halinde olmayan bir aracın katıldığı kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından doğan zararın tazmininde uygulanır38.

Kaza sonrası yapılan yardımdan birden fazla işleten ve bunların bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi yararlanmışsa bunlar yardım edenin uğradığı zararlardan müteselsilen sorumlu olurlar. Aralarındaki rücu meselesinde KTK m.88 ve 89’un kıyasen uygulanması gerektiği kabul edilmektedir39.

Türk hukukunda, İsviçre hukukundan farklı olarak, kazadan sonra yardım faaliyetinde bulunanların bu nedenle uğradıkları zarar sigorta kapsamı dışında bırakılmıştır (KTK m.91 I). Dolayısıyla yetkili mahkemeye ilişkin KTK m.110 II’nin burada uygulama alanı bulmayacağı kabul edilmektedir40.

§ 6 KTK’da DÜZENLENEN KUSUR ESASINA DAYANAN SORUMLULUKLARIN ORTAK ŞARTLARI

KTK yasanın yapılış amacına uygun olarak çoğunlukla kusursuz sorumluluğu öngörmektedir. Bununla birlikte kusura dayalı birçok hususta KTK’da düzenlenmiştir. KTK 85/III’de düzenlenen “İşletme halinde olmayan aracın neden olduğu kazalardaki sorumluluk”, KTK 89/I’de düzenlenen “ işletenler arasında kişiye yönelik zararlardaki sorumluluk” , KTK 89/II’de düzenlenen “işletenler arasında şeye ilişkin zararlardaki sorumluluk” da KTK’da kusura dayalı sorumluluk hallerindendir.

Kuşkusuz, genel kurallar uygulandığı durumlarda (KTK 87,105/II,107/II ve diğerlerinde) sorumluluk, kusura göre belirlenir41.

II.BÖLÜM

SORUMLULUĞUN HUKUKİ NİTELİĞİ

§ 7 TAZMİNAT

Tazminat davasının açılması haksız fiil sorumluluğu için aranan şatların bulunmasına bağlıdır. Dolayısıyla, kusura dayanan haksız fiil sorumluluğunda “fiilin hukuka aykırı olması” “failin kusurlu olması” , “zarar meydana gelmiş olması” ve “uygun illiyet bağının bulunması” şartları aranır. Kusursuz sorumlulukta ise, sayılan şartlardan sadece kusur unsuru aranmaz. Buna karşılık diğer şartların bulunması zorunludur42.

Tazminat davasının konusu, davacı zarar görenin zararlarının karşılanmasıdır. Söz konusu zarar maddi veya manevi nitelik taşıyabilir43.

I. MADDİ TAZMİNAT

A) Zararın Belirlenmesi

1. Zararın Belirlenmesinde

İspat Yükü Zararı kanıtlama yükümlülüğü zarar görene aittir. Eski BK m. 42 f.I “Zararı ispat etmek müddeiye düşer” demekle yetinmiş iken, yeni BK.md.50.f.I “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır” hükmünü getirmiştir44.

Zararın varlık ve miktarının ispat yükünün davacıya düşmesi, TMK m.6’nın özel bir uygulama alanından başka bir şey değildir.45

Zarara uğrayan kişi bunu her türlü delille kanıtlayabilir. Haksız fiiller hukuksal işlemlerden farklı olarak HMK m. 200’de (eski HUMK md.288) yer alan “senetle ispat kuralına” tabi değildirler. Bunun sonucu olarak, zararın kanıtlanması için, belge, tanık, keşif gibi delillere başvurulabilir46.

Zarar, ispat aracı getirilmeyecek kadar açık olabilir. Bilinen (maruf) ve meşhur olayların ispatının gerekmemesine ilişkin kural (HMK m.187/f.II) (eski HUMK m.238/f.II) burada da uygulama bulur. Örneğin karısı ya da babası öldürülen bir kişinin manevi zarara uğrayacağı açıktır. Bunun kanıtlanması gerekmez.47

Bu takdirde hakim, TBK m.50/II’ye göre, olayların olağan akışını, zarar görenin almış olduğu önlemleri göz önünde tutarak, zarar miktarını hakkaniyet esaslarına uygun olarak belirler. Görülüyor ki, bu fıkraya göre, zararın varlık ve miktarının belirlenmesinde hakim, geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Ancak, bunun için zarar miktarının gerçek verilere dayalı olarak hesaplanmamasının mümkün olmaması gerekir48. Yoksa hâkime sınırsız bir takdir yetkisi verilmemiştir.

TBK.m.50/II’nin uygulanabilmesi için, zarar görenin, kesin delil getiremese bile, hakime, zararın varlık ve miktarı hakkında kanaat verecek olgu ve olayları sunmuş olması gerekir. Hâkim, bu olgu ve olaylardan zararın gerçekleşmiş olduğu sonucuna varmalıdır. Böyle bir kanaate sahip olmayan hâkim, takdir yetkisini kullanamaz. Zarar görenin, zararın gerçekleşmiş olduğuna ilişkin soyut bir iddiada bulunması veya zararla ilgili zayıf bir ihtimal, ispat için yeterli değildir49. Örneğin, haksız fiil nedeniyle yoksun kalınan kar iddiasında bulunan, hâkime karşı iddiasının doğruluğunu temellendirecek, ticari defter, tanık gibi ispat araçlarını sunması gerekir.

2. Yararların Denkleştirilmesi

Zarar gören, zarar gördüğü olay karşısında, bir kısım yararlarda sağlayabilir. Zarar verici olayın zarar gören lehine doğurmuş olduğu ekonomik menfaat, bütün zarardan düşürülür. Bunun sonunda zarar görenin uğramış olduğu gerçek, net zarar hesaplanmış olur. Görülüyor ki, ekonomik yararların, zarardan düşürülmesi, zararın hesaplanmasının bir unsurudur. Zira ancak böyle bir işlem sonunda zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan önceki durumu ile sonraki durumu arasındaki fark bulunmuş olur50.

Tazminattan amaç, niteliği itibariyle zarar görenin zararını karşılanması düşüncesinden, kaynaklandığından, hesaplamanın, sebepsiz zenginleşmeye neden olmadan yapılması gerekir. Örneğin, bir iş kazasında, çalışma gücünü kaybeden işçi için, SSK tarafından işçiye bağlanan maaş, işverene rücu edilebilir nitelikteyse tazminat miktarından eksiltilmelidir. Aksi halde zarar gören işçi lehine sebepsiz zenginleşme doğacak ve zarar veren ikinci kez tazminat ödemiş olacaktır.

3. Zararın Kapsamı

Zarar malvarlığına yönelik de olabilir şahsi varlığına yönelikte olabilir. Zararın kapsamı, malvarlığına yönelik zararlar kapsamında olduğu hallerde; Haksız fiil sonucunda malvarlığının zarara uğramasına yol açılmış olabilir. Bu durumda tazminatın amacı malvarlığının haksız fiilden önceki durumuna gelmesini temin etmektir51.

Haksız fiil sonucu malvarlığı hasar görmüş, tamir edilmek suretiyle kullanılabilir bir zarara uğramış olabilir. Bu durumda, zarar, bunun tamir edilmesi için yapılması gereken masraflar, tamir süresince eşyanın kullanılmasından mahrum kılınmasından doğan zararlar ile eşyanın hasarlı duruma gelmesi nedeniyle uğradığı değer kaybından ibarettir52.

Eşyanın uğradığı hasar nedeniyle tamir edilmesi, zarar gören kişi için bir zenginleşmeye yol açmamalıdır. Haksız fiil sonucu hasara uğrayan aracın bazı parçaları yenileriyle değiştirilmişse bu parçanın eski yeni farkının davacının zararından düşülmesi gerekir53.

Haksız fiil sonucu malvarlığı zararı, hasarla kalmamış, şey tamamen yok olmuş bulunabilir. Bu durumda zarar, eşyanın aynısının davacıya temin edilmesiyle giderilebilir. Eşyanın aynısını temin etmenin mümkün olmadığı hallerde, yenisinin aynen ya da bedelinin zararın karşılığı olarak tazmini gerekecektir54.

Zararın kapsamı, şahıs varlığına yönelik zararlar kapsamında olduğu hallerde; BK’nu şahıs varlığı zararlarını “Özel Durumlar” kenar başlığı altında özel olarak düzenlemiştir. Burada şahıs varlığı zararı, haksız fiilin ölüm ile sonuçlanması ya da yaralama ile sınırlı kalmasına göre bir ayırım yapılarak zarar ve zarar görenler belirlenmiştir55.

Haksız yarışım (rekabet), genel bir ifadeyle, iktisadi yarışım hakkının kötüye kullanılmasıdır56.

TBK’nun 57.maddesinin 1.fıkrasında “gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür ilanların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı diğer davranışlarda bulunulması nedeniyle müşterileri azalan veya müşterilerini kaybetmek tehlikesiyle karışılan kimse, bu davranışlara son verilmesini isteyebilir. İyi niyet kurallarına aykırı harekette bulunan kimse kusurluysa bu hareketlerden zarar gören şahıs maddi tazminat davası açarak, zararın ödenmesini isteyebilir.” şeklindeki düzenlemesi bir haksız yarışım (rekabet) fiilinin müeyyidesini göstermektedir.

B) Tazminatın Belirlenmesi

1. Şeklinin Belirlenmesi

BK md.51 (eski BK m.43) hâkime, tazminatın şeklini ve kapsamını (kapsamını ve ödeme biçimini) tayin etme yetkisini vermiştir57.

TBK’nun 51.m’de “Hakim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.” şeklindeki düzenlemesi hakime , tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirlemesi için geniş bir takdir yetkisi tanımıştır. Hakim her somut olayın özelliğine göre tazminatın şeklini takdir yetkisi çerçevesinde belirlemelidir. Hakim takdir yetkisini kullanırken usul hukukuna ilişkin düzenlemeleride göz önünde bulundurmalıdır.

Tazminata genellikle para olarak hükmedilmektedir. Ancak yasa bu hükmüyle hakime, para yerine başka bir tazmin şekline de karar verebilme olanağı tanımıştır. Bu anlamda olmak üzere hakim, borçluya aynen tazmin yükümlüğü getirebilir58.

HMK’nın “Taleple bağlılık ilkesi” başlığı altında düzenlenen 26. maddesinin “(1) Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2)Hakimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.” şeklindeki düzenlemesi nazara alındığında, hakim, esas olarak talep edilenden başka bir şekilde tazminatın şeklini belirleyemez. Ancak hakimin taleple bağlı olmadığına dair kanuni düzenlemeler istisna oluşturmaktadır.

2. Miktarının Belirlenmesi

İşleten, KTK 85/I,III ya da IV’te öngörülen sorumluluk koşulları gerçekleşir ve kurtuluş nedenlerinden birinin varlığını kanıtlayamazsa, zarardan kesin olarak sorumlu olur. İşleten sorumlu olunca, yargıç onun ödemekle yükümlü olduğu giderim tutarını belirlemek zorundadır. Giderimin belirlenmesi ise, zararın belirlenmesini gerektirir. Belirlenen zarar, giderimin üst sınırını oluştur59.

KTK’da tazminat miktarının tespitinde rol oynayan faktörlerden sadece mağdurun kusuruna yer verilmiştir (m.86 II). Bunun dışında maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminata ilişkin diğer hususlarda KTK m.90’da Borçlar Kanunun haksız fiillere ilişkin hükümlerine atıf yapılmış idi. Ancak söz konusu 90. madde, 14.04.2016 tarih ve 6704Sayılı Kanun ile, “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiile ilişkin hükümleri uygulanır” şeklinde değiştirilmiştir. Bu nedenle Türk Borçlar Kanununda haksız fiillerde tazminata ilişkin m.51 ve 52, KTK açısından da uygulama alanı bulur60.

TBK m.51 I’de, tazminatın kapsamı belirlenirken durumun gereklerinin göz önünde bulundurulacağı ifade edildiğinden yukarıda belirtilenlerin dışında da başka nedenlerle hakim tazminat miktarından indirim yapabilir. KTK’da düzenlenmiş bulunan hatır için taşıma ya da aracın hatır bırakıldığı haller örnek olarak sayılabilir61. Sorumlu kişinin (işletenin), zararın doğmasını önlemek ya da zararın azalmasını sağlamak için beklenenin üzerinde önlemler almış olması, zarar görenin kendi yapısından kaynaklanan bir nedenle daha ağır bir zararın ortaya çıkması, sorumlu kişinin yoksulluğa düşmesi ve zarar görenin varlıklı olması dışında, bunların toplumsal ve ekonomik durumları, nedensellik bağının zayıflaması62 diğer indirim sebepleri arasında sayılan hallerdendir.

Malvarlığına yönelik tazminat miktarının belirlenmesinde zarar, kusur oranı belirleyici olup uzman bilirkişilerce tazminat miktarı emsal değerlere göre belirlenebilirken, şahıs varlığına yönelik tazminat miktarlarının hesaplanması daha karmaşık bir hal alabilmektedir.

Şahıs varlığına yönelik tazminat hesaplamalarında, cenaze giderleri, tedavi giderleri gibi giderleri de istenebilir. Destekten yoksun kalma tazminatı, çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybedilmesinden doğan zararlar, efor kaybından doğan zararların miktarının belirlenmesinde kusur, zarar ve zarar ile haksız fiil arasında illiyet bağı tazminat miktarının belirlenmesinde önem arz etmekte ise de zarar miktarının belirlenmesinde çoğunlukla hataya düşülmektedir. Örneğin, yaralamalı bir trafik kazasında, kusur oranı ve maluliyet oranı uzman bilirkişilerce doğru tespit edilebilir. Ancak tazminat miktarının belirlenmesinde önemli hususlardan biriside gerçek gelir durumunun tespit edilmesidir. Resmi kayıtların gerçeği yansıtmadığı durumlarda zarar görenin gerçek gelir durumunu tespitinin yapılması gerektiği yönünde yüksek mahkemenin yerleşik birçok içtihadı bulunmaktadır.

Örneğin, yüksek mahkeme bir kararında “destekten yoksun kalma tazminatının hesabında, murisin sağlığındaki beyanına atfen, şahitlerce bildirilen günlük kazanç esas alınmak suretiyle yapılan hesaplamada yeterli araştırma yapılmamıştır. Mahkemede murisin pazarlarda çorap, çatal, kaşık gibi emtia sattığı şahitlerce ifade edildiğinden gerek mahalli esnaf derneği ve ilgili meslek kuruluşlarından bilgi almak gerekse mahkemece uygun görülecek usullerle murisin günlük gelirinin gerçeğe uygun şekilde tespit edilmesi, bu şekilde hakikate yakın bir miktar tespit edilemediği takdirde asgari ücreti üzerinden hesaplama yapılması gerekir.”63 demektedir. Yüksek mahkeme böylece tazminat miktarının belirlenmesinde ülke gerçeklerine uygun hakikate ulaşmaya çalışan tazminat miktarı belirlemeyi amaçlamıştır.

C) Tazminat Talebinin Mirasçılara Geçisi

Maddi tazminat talepleri terekeye dahil olduğundan mirasçılara geçebilmektedir. Manevi tazminatın mirasçılara geçişi doktrinde tartışmalıdır. Türk Medeni Kanunu, ilke olarak karma görüşü kabul etmiştir. Gerçekten de, TMK.m.25/IV’e göre, “Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez, mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.”64 Yüksek mahkeme kararları ile bu yönde yerleşik içtihatlar oluşturmuştur.

Yüksek mahkeme bir kararında “Yaralanan R.Ö. olaydan sonra ve iş bu tazminat davası açılmazdan önce bir başka rahatsızlık nedeniyle ölmüştür. Ceza dosyası içinde bulunan Adli Tıp Meclisi Raporuna göre, küçük ( R. )çehrede sabit iz ve eser bırakacak şekilde yaralanmıştır. Yine ceza dosyası içinde bulunan Bolu Devlet hastanesinin raporuna göre de bu yararın beş gün mutat iştigale engel teşkil edip onbeş günde iyileşeceği anlaşılmaktadır. Görülüyor ki küçük R., davalının tedbirsiz ve dikkatsiz davranışı sonucu cismani zarara maruz kalmış ve Borçlar Kanununun 47.maddeye göre manevi tazminat talep etmeye hak kazanmıştır. Az yukarıda da değinildiği gibi zarar gören R. henüz hayatta iken ceza davasına müdahale dilekçesinde manevi tazminat hakkı saklı tutulmakla, bu konuda ileride talepte bulunulacağı ifade edilmiştir. Bu nedenle artık onun ölümünden sonra mirasçıları dava açarak zarar verenden manevi tazminat talebinde bulunabilirler.”65 Görüşüyle, manevi tazminat talebinin mirasçılara geçişi için,miras bırakan tarafından, ölümünden önce,istemde bulunmasını, dahi, yeterli görmüştür.Miras bırakan tarafından ölmeden once ileri sürülüp istenmeyen manevi tazminat taleplerinin mirasçılara geçmemesi karma görüşün bir sonucudur.

II. MANEVİ TAZMİNAT

Manevi zararlar, KTK’nın kapsamı dışında bırakılmıştır: KTK 90 ile yapılan yollama gereğince, manevi tazminat konusunda BK’nın 56.Maddesi uygulanır. Bir kişinin öldürülmesi ya da yaralanmasında yargıç, olayın özelliğini göz önünde bulundurarak manevi tazminata karar verebilir. BK 56’da kusur koşulu öngörülmediğinden, KTK 85’e göre sorumlu olan işleten, manevi tazminatla da yükümlü tutulabilir. Bu nedenle, yukarıda açıklanan indirim nedenleri, manevi tazminatın belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Yargıç karşılıklı kusurları, kusur ile zararın ağırlığını ve diğer nedenleri de değerlendirerek manevi tazminata karar verir. Motorlu aracın işletme tehlikesi de BK 56 anlamında değerlendirilmesi gereken özel bir durumdur. İşletme tehlikesinin yüksekliği tazminat tutarını etkiler66.

TBK’nun “Manevi Tazminat” başlığı altında düzenlenen 56.maddesinin II. fıkrasında “Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir” hükmü bulunduğundan zarar görenin yakınları da manevi tazminat talebinde bulunabilir. Zarar görenin yakınları, kendi şahsında vuku bulan elem ve ıstırabına binaen manevi tazminat talebinde bulunabilir. Örneğin bir trafik kazasında sakat kalan zarar görenin kardeşleri de, zarar gören kardeşlerinin sakat kalmasından dolayı duydukları elem ve ıstırabın karşılığında uygun bir manevi tazminat talebinde bulunabilir. Zira dolaylıda olsa kazaya binaen zarar görenin yakınları da zarara kendi şahıslarında zarara uğramışlardır.

§ 8 RÜCU

İç ilişki, zincirleme sorumlu kişiler arasında zararın paylaştırılmasıyla ilgili bir konudur. Giderimle yükümlü olanlardan biri, dış ilişkide giderimin tamamını ya da bir bölümünü öderse, hangi ilkelere göre, zarara katlanacak ya da hangi ölçüler içinde ödediğini diğerlerinden isteyebilecektir? İşte, zincirleme sorumlular arasında zararın kesin olarak paylaştırılması, başvurma (rücu) sorunudur67.

KTK 88/II’de, başvurma ile ilgili iki kural yer almaktadır. Fıkranın ikinci cümlesinde, motorlu araç işletenleri arasında zararın paylaştırılması düzenlenmiştir. Birinci cümlede ise, diğer durumlar (işletenin sorumluluğu ile bir başka sorumluluğun yarışması) düzenlenmiştir68.

KTK 88/II, c.2, özel bir kuraldır. Burada öngörülen başvurma düzeni, yalnızca motorlu araç işletenleri arasında geçerlidir. Diğer durumlar için geçerli olan 88/II,c.1 , aslında, bir başvurma düzeni içermemektedir. Bunu, yargıcın taktir yetkisine bırakmaktadır69.

Zincirleme sorumlular arsındaki iç ilişkiyi düzenleyen genel kural, BK 62/I’dir. Buna göre, tazminatın zincirleme sorumlu borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yaratılan tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Görüldüğü üzere, bu kuralda, kusur ya da işletme tehlikesine öncelik tanınmamış ve ikisi arasına “ve” bağlacı konularak, zararı doğuran nedenlerden her birinin etkisi eşit kabul edilmiştir70.

Nitekim işletenler arasında sorumlulukların yarışmasını düzenleyen KTK 88/II’de, zararın, aynı ilkelere göre paylaştırılması öngörülmüştür. İkisinde de kural birdir. Özel durumlar başka türlü paylaştırmayı haklı göstermedikçe, işletenler, kusurları oranında zarara katlanırlar71.

Bu halde, zarar görene karşı birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olan işletenler kendi içerisinde kusur oranlarına göre birbirlerine rücu edebilirler.

§ 7 SORUMSUZLUK ANLAŞMALARININ GEÇERSİZLİĞİ

KTK’nun 111.maddesin de “Bu kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.” denerek, kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmaları geçersiz kılmıştır.

Yüksek mahkemede “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Sorumluluğa İlişkin Anlaşmalar” başlıklı 111. maddesinde, tazminat miktarlarına ilişkin anlaşmaların iptali koşulu belirlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, bu kanun’da öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasanın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir.”72 görüşündedir.

§ 8 ZAMANAŞIMI

KTK’da zamanaşımı m.109’da düzenlenmiştir. TBK m.72 ile paralel olan bu hükme göre “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar (f.I). Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat talepleri içinde geçerlidir (f.II). TBK’da olduğu gibi burada da iki ve on yıllık zamanaşımı süreleri ile ceza zamanaşımı olmak üzere üç tür zamanaşımı süresine yer verilmiştir73.

KTK 109, yalnızca maddi tazminat davaları için geçerlidir. Manevi tazminat davasında BK’nın genel zamanaşımı kuralı olan 72.maddesi uygulanır. Ancak iki yasanın zaman aşımı süreleri birdir. İkisinde de iki ve on yıllık süreler vardır74.

Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşıda kesilmiş olur. Tersine, sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır (KTK 109/II)75.

Motorlu araç kazalarında, tazminat yükümlülerinin birbirine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edecekleri kişiyi öğrendikleri günden başlayarak iki yıl içinde zamanaşımına uğrar.76

KAYNAKÇA

Ayan, M. (2015 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Konya

Baysal, B. ( 2012 ) Zarar görenin kusuru ( Müterafik kusur ). İstanbul

Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara

Karacan Çetin H. ( 2016 ) Kara yolları trafik kanununda hukuki sorumluluk. Ankara

Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara

Oğuzman, K. Ve Öz T. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. İstanbul

Resioğlu, S. ( 2012 ) Borçlar hukuku genel hükümler. İstanbul

Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul

Dipnotlar

  1. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Ankara s.691-692.
  2. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara s.692.
  3. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara s.692.
  4. Kılıçoğlu, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara s.406.
  5. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara s.692.
  6. Kılıçoğlu, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara
  7. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul s.7
  8. Ayan, M. (2015 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Konya s.230
  9. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara s.331
  10. Ayan, M. (2015 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Konya s.278
  11. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara s.639
  12. Oğuzman, K. Ve Öz T. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler Cilt 2.. İstanbul s.194
  13. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara s.380
  14. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul. S.112
  15. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu.İstanbul . s.120
  16. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara . s.697
  17. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.697
  18. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.697
  19. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.698
  20. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.698
  21. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul s.28
  22. T.C YARGITAY 11.Hukuk Dairesi Esas: 2004 / 7639 Karar: 2005 / 4537 Karar Tarihi: 02.05.2005
  23. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.411
  24. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul .s.109
  25. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara. s.700
  26. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.414
  27. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s. 414,415
  28. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.415
  29. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.418
  30. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.415
  31. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.422
  32. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.423
  33. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.423
  34. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.416
  35. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.121,122
  36. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.717
  37. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.122,123
  38. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.722
  39. Oğuzman, K. Ve Öz T. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler.Cilt II.İstanbul.s.219
  40. Oğuzman, K. Ve Öz T. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler.Cilt II. İstanbul. S.219
  41. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.151
  42. Ayan, M. (2015 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Konya.s.304
  43. Ayan, M. (2015 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Konya.s.299
  44. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.427
  45. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s746
  46. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.428
  47. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.428
  48. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s747
  49. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.747
  50. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.752
  51. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.431
  52. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.431
  53. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.431
  54. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.431
  55. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.431
  56. Resioğlu, S. ( 2012 ) Borçlar hukuku genel hükümler. İstanbul.s.227
  57. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.438
  58. Kılıçoğlı, A. ( 2016 ). Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara .s.439
  59. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.189
  60. Karacan Çetin H. ( 2016 ) Kara yolları trafik kanununda hukuki sorumluluk. Ankara . s.293
  61. Karacan Çetin H. ( 2016 ) Kara yolları trafik kanununda hukuki sorumluluk. Ankara . s.294
  62. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.209
  63. 11.HD.6.11.1992 tarih ve E. 92/4952 K.92/10585
  64. Eren, F. ( 2016 ) Borçlar hukuku genel hükümler. Ankara.s.811
  65. T.C YARGITAY, 4.Hukuk Dairesi ,Esas: 1981 / 7633 ,Karar: 1981 / 8562 Karar Tarihi: 12.06.1981
  66. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.209
  67. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.292
  68. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.292
  69. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.292
  70. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.292
  71. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul.s.292
  72. T.C YARGITAY ,17.Hukuk Dairesi , Esas: 2012 / 5740 ,Karar: 2014 / 11196 Karar Tarihi: 10.07.2014
  73. Karacan Çetin H. ( 2016 ) Kara yolları trafik kanununda hukuki sorumluluk. Ankara .s.373,374
  74. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul . s.311
  75. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul . s.312
  76. Yılmaz, H. ( 2014 ) Karayolları trafik kanununa göre motorlu araç işletenin hukuksal sorumluluğu. İstanbul . s.312